"Hiç aşık olmadım"

24 Şubat 2008 Pazar

Necati Şaşmaz'dan söyleşi randevusu alınca düşündüm. Acaba canlandırdığı karakteri, dolayısıyla Kurtlar Vadisi'ni mi konuşsam, yoksa kendisini mi? İkisine dair merak ettiğim soruları hazırladım. Ama konuşmaya başlayınca gördüm ki Necati, Polat'ı inanılmaz bir şekilde sarıp sarmalıyor, Polat Alemdar markasına zarar vereceğini düşündüğü soruları cevaplamıyor. Diziye kim neden girmiş kim neden çıkmış; ser veriyor sır vermiyor.

Aslolanla hayali ayrıştırmak yerine, gerilim vaat eden Necati-Polat ikileminde derinleşeyim bari dedim. Necati, Polat olmadan önceki dünyasına yaslanarak gerilimi iyi yönetti. Magazin kuyusuna düşmeden, kurt ulumasından da, kuzu melemesinden de ötelerde bir yerde lafı bağladık. Şaşmaz'ın meramını anlatırken kullandığı kadın teşbihleri tartışmaya değer bir soru olarak havada asılı kaldı: Söyleyin bakalım kadın nedir? Katı mıdır, sıvı mı? Helva mıdır, su mu?

Polat, Necati'nin rol modeli mi?

Polat ailesinden, sevdiği her şeyden vazgeçip bu görevi yaptı. O noktada evet rol modelim. Ama ben bunu yapabilir miydim bilmiyorum.

İçinizdeki gizli kurtarıcı olma arzusunu mu hayata geçirdiniz Polat ile?

Kurtarıcı olma yönüyle değil de, sevilen olma yönüyle evet.

Sevilmeye o kadar mı hasrettiniz?

Sevilmeye alışkınım aslında. Polat bunu pekiştirdi.

Ama aynı zamanda da çok nefret edilen biri. Bu zıtlığı nasıl yönetiyorsunuz?

Polat'tan nefret eden, bu milletin ahlaki değerlerini omuzlamış bir insandan nefret ediyor. Ayrıca sevilmenin getirdiği sıkıntılar da olabiliyor.

Ama siz sevilmiyorsunuz ki, Polat seviliyor. Dolayısıyla o sahte sevgi...

Yoo. Polat'a duydukları sevgiye karşılık verdiğim için Necati de seviliyor.

Bazı gazeteciler Polat için "Abdullah Çatlı ile Rambo kırması dandik bir kahraman" diye yazmışlardı. Ve siz onları mahkemeye vermiştiniz. Demek ki Necati, Polat'la tamamen özdeşleşmiş durumda.

Öyle bir karışıklıktan bahsediyoruz ki mahkeme bile bu işin içinden çıkamadı. Ben sadece bir karakter ile tanındım. O da Polat. Benim resmimi koyup Polat Alemdar diye istediğiniz hakareti yapamazsınız. Ki Polat bizim markamız, şirket olarak ona zarar gelmesini istemeyiz.

Bu arada çatışmanın kralını yaşarsınız.

Neden?

Çünkü Polat'ın marka değerini koruyan Necati, şiirlerinde "Deniz olmuş akşamlar. Ne susar ne konuşur" diye yazabiliyor. Bir sufinin gece hayatını mı anlatıyor bu dizeler?

(Gülüyor) Sufinin gece hayatı derken yanlış anlaşılma olmasın.

Sufinin gece hayatında, aşk denizine dalıp, dilsiz ve dudaksız konuşmak yok mudur?

Ve gökteki ay gibi ayaksız yürümek... Ama işte gece hayatı denince...

Korkmayın o kadar canım. Gece ikiden sonra başlayıp, gün ağarana kadar geçen süre işte...

Evet. Şiirlerimin çoğunu o saatlerde yazmıştım. 16-20 yaşları arasında yazdım onları. Artık yazamıyorum.

Çünkü o "gece hayatınız" bitti, başka bir gece hayatı başladı.

Evet. Geceleri çekim yapıyoruz, gündüz yatıyoruz.

Merak etmeyin, gecenin çekimden sonraki kısmını sormayacağım. Şov dünyasına gelinceye kadar baba ve dede evinde bambaşka bir hava solumuşsunuz. Polat olduktan sonraki referans noktanız artık reyting mi?

Hayır. Referansım, geldiğim ata evi, dizide Ömer babada vücut buluyor.

Ama o sözler Polat'ın eylemleriyle örtüşmüyor ki.

Ama Polat sufi değil ki.

Ya Necati?

Necati bir muhib. Ben Allah'ı unutmadım. Kendime sufi diyebilmek çok büyük bir iddia olur. Aşılacak çok merhale var.

Şundan dolayı mı? Sufi, nefsinin perdelediği hakiki benliğini bulmak için kendisini soyar durmadan. Ama bir aktör tam tersini yapar. Kisve üstüne kisve giyer.

Çıkardığım her kisve, oynadığım, karakterlere giydirebileceğim kostümler olarak geri döndü. O yüzden sufilik için zorluk sağlayan o deri çıkartma, oyunculuk için kolaylık sağlar.

HİÇ ÂŞIK OLMADIM

Röportajlarınızı okuduğumda aşktan korkan, kadınların onu güçsüz bıraktığını düşünen bir insan gördüm. Size bu güçlü olma arzusunu aşılayan Polat mı?

Polat aşk konusunda çok güçsüz aslında. Aşkın insanların kimyasını bozduğunu söylemeye çalıştım. Ve hiç âşık olmadım. Bu kimyanın bozulmasını istemediğim için güçlü kalmayı tercih ediyorum.

Allah'a giden yol bir insana duyulan aşktan geçmez mi?

Şöyle anlatayım: Nuh devri zamanlarında insanlar seyahatler için helva yaparlarmış. Yolda tapınma ihtiyacı olur, helvadan put yapar ona tapınmaya başlarlarmış. Acıktıkları zaman da onu yerlermiş. Şimdi ben kadına hak ettiğinden fazlasını vermenin yanlış olduğu noktasındayım. Yani helvayı alıp put yapıyorsun. Sonra ona tapıyorsun. Acıkınca yiyorsun. Bunu yapma. Ama helvaya değer ver, senin nimetin o. Şimdi yanlış anlaşılmasın, kadını helvaya benzetiyormuşum gibi de olmasın.

Tamam olmasın. Kadın helva değilse nedir size göre?

Kadınlar sıvıdır, likittir yani. Erkekler kap gibidir biraz. Ve kadın erkeğin kabını alıyor. Öyle bir bütünleşiyor ki, erkek kendini kaybediyor. Her ne kadar kadın egemen değil desek de muhakkak kadın egemen. Çünkü kadın daha likit bir şey.

O ilahi şiirleri yazan adamın aşkı bir kazanma ve kaybetme olarak görmesi ne tuhaf.

İlahi aşka hiçbir sözüm yok. Kadının ilahi aşka aracı olmasına da bir şey diyemem. Ama ilahi aşkı yaşayacağım diye mecazi aşk yaşanmaz.

Bu güçlü olma, paçayı kadına kaptırmama korkusunu ne besledi?

Aslında ben bir aşk çocuğuyum. Annem babam ilk gördükleri andan itibaren birbirlerine âşıklar. Halen de öyleler. Etrafımda çok âşık olmuş insan vardı. Nihayetinde bir kopma oluyor. İki tarafın birbirine eziyeti, kendilerini ve birbirlerini üzmeleri beni çok rahatsız etti. Ben bu konuma düşmek istemiyorum. Ama ben hiç âşık olmayacağım demedim.

Bence olamazsınız siz.

Neden?

Bir röportajınızda diyorsunuz ki, "Direktifler veririm kendime âşık olmamak için. Âşık olmaya meyledersem hemen karşımdakinin kusurlarını sayarım, vazgeçerim aşktan". Bu patolojik bir durum değil mi?

Patolojik olabilir. Ama aşkın gözü kördür. Eğer ben kusur görebiliyorsam zaten âşık olamayacağım demektir. Eğer ben âşık olmuşsam zaten ne kusur göreceğim, ne bir şey. O direktifler de bana bir şey yapmayacak o zaman.

Kendinizi böyle programladıysanız hep kusur göreceksiniz.

Çabuk teslim olmamak içindir o. Bu kale değerli bir kaledir.

Kendinizi bu kadar mı seviyorsunuz?

Kendimi değil, gönlümü çok seviyorum. Gönlümün meylini niye alsın mecazi bir şey? Alacaksa değerli bir şey olmalı.

O zaman mantıken ilişkiden de kaçınmış olmanız lazım.

İlişkinin beni çok zedeleyebilecek kötüsünden evet kaçınırım. Beni odağımdan, hedefimden şaşırtmayan bir şey olabilirse olur. İnsan sevmeli. Aşk şimşek çakması gibi gerilim içerir. Hemen peşinden yağmurlar gelse de...İşte bu o yağmur sevgidir, huzur verir.

Neden Polat'ın âşık olduğu bütün kadınlar ölüyor? Necati huzur bulsun diye mi?

Yoo. Takdir-i senaryodan. (Kahkahalar) Aşk imkânsız olandır. Kavuşabilecek duruma gelince, senaryonun gerilimi bitiyor.

Polat'a sizce nasıl bir aşk lazım?

Polat'ın kafasında Elif'ten başka bir şey yok. O yüzden önce kabının Elif'ten boşalıp, içinin temizlenip sonra doldurulması gerek. Polat'ın kim olduğunu bilmeyen ya da umursamayan birisiyle bir tanışma gerçekleşebilir. Senaristlerimiz düşünüyor bu konuda.

Gerçek hayatta Polat'ın karşılığının olduğunu düşünüyor musunuz?

İnşallah vardır.

Ama kurtlar, denetimsiz bir şekilde adam öldüren insanlar...

Denetimsiz değil. Kurguya baktığınız zaman Polat, Kamu Güvenliği Teşkilatı'nın başkanı.

Ama sonuçta kendisi veriyor öldürme kararını.

Bazı durumlarda zaten yargılamadan infaz olabiliyor. Bir mafya üyesine sizin bana sorduğunuz gibi soramazsınız. Resmî bir ifade alma yönteminin böyle olduğunu ima etmiyor bizim dizimiz. Ama gayri resmî bir şekilde nasıl ifade alındığını KGT bağlamında gösteriyor.

Oyunculuğunuz ile ilgili özeleştiride bulunuyor musunuz?

Ben kendimi eleştiriyorum ama size söylemeyeyim isterseniz. Herkesin diline sakız olur sonra.

Duygularını göstermeyen bir poker face oluşunuz bir tercih mi, yoksa yeteneksiz misiniz?

Seyirci poker face istiyor. Oyuncu koçlarım da bu duruşu bozma diyorlar bana. Önceden bilmediğim birçok tekniği öğrendikten sonra, bunları Polat'a eklememek bana zor geliyor. İnşallah başka bir karakterde kullanırım.

Beni virüslerden babam koruyor

Her türlü eleştiriden Polat'ı koruyorsunuz.

Polat, şirketimizin görünen yüzü olduğu için onu sadece ben değil, bütün ekibimiz; hatta izleyicimiz koruyor. O kadar çetrefil bir durum var ki, ikisi birbirine girmiş. Necati çözümlendiği zaman Polat da çözülür diye korkuluyor.

Polat, putunuz mu sizin?

Polat asla tapındığımız bir şey değil. Sadece yolumuzun devamında lokomotif görevi yapıyor.

Yani kurduğunuz hayaller yaşasın diye kendi hakikatinizden kaçıyorsunuz. Ya bu arada virüsler benliğinizi tamamen işgal eder ve sizi aslınızı göremeyecek kadar körleştirirse?

Polat'ı korurken elbette Necati'ye zarar gelsin istemem. Ben kendimi görebilmek istediğimde bana ayna görevi yapan babama giderim. Hani aynanın karşısına geçtiğinizde kendinize çekidüzen verirsiniz ya... Psikolojik, ruhsal, gönül ve görüş tedavimi babam yapar benim.

Babanız virüslerden nasıl koruyor?

En önemlisi, beni dinliyor. Şöhretin getirdiği zorluklardan bahsediyorum. Bana güzel ikazlar ve telkinlerde bulunuyor.

Ne diyor mesela?

Diyor ki: İnsanların sevgisine layık olmaya çalış. Hiç kimseyi hor görme. Sana gelen bir insan, imza almak için olsun, fotoğraf çekmek için olsun, gülümsemeye çalış. O insanların içlerinde birer melek taşıdığını, o meleğin sana selam verdiğini düşün. Birisi seni göklere çıkarıyor, diğeri seni aşağılıyorsa ikisi de aynıdır oğlum. Bunlara aldanma. Hepimiz ölümlüyüz. Hepimiz topraktan yaratıldık. Ve nihayetinde bize üflenmiş olan ruhumuz aslına dönecek. Övdüğümüz de yerdiğimiz de topraktır aslında. Asıl övgüye layık olan, bize üflenen o nefestir. Kimse övülmekle bir kazanım elde etmez. Yerilmekle de bir şey kaybetmez. Biz neysek oyuz. Değişen bir şey olmayacak.

Eh artık ben ne desem boş. Babanız demiş diyeceğini. Yalnız Necati Bey, aklıma takıldı kaldı teşbihleriniz. Kadın katı bir şey miydi sizin için, yoksa sıvı bir şey mi? Yani helva mı, su mudur kadın?

Teşbihte hata ettiysek affola. Helva da, su da nimettir. İkisinin de sahibi, onu bize bahşedendir Nuriye Hanım

0 yorum: